| İnsanlar arası kardeşliğin, sisteme dönüştüğü ideal dünya Ahilik |
|
|
|
| Yazar Mehmet ÇAPAR | ||||
| Cumartesi, 27 Aralık 2008 20:52 | ||||
|
Ahilik:Selçuklu devletinin sonlarına doğru Osmanlı devletinin ise kuruluş sürecinde çok önemli hizmetleri ve tesiri görülen sivil bir kurumdur. İnsani cihetten bakıldığında; Selçuklu ve Osmanlı insanının – özellikle esnafının - İslami usuller çerçevesinde gerek mesleki ve teknik, gerek ahlaki ve vicdani terbiyesinde, İslami ve milli birlik ve beraberliğin muhafazasında büyük hizmetleri olan bir kuruluştur. Diğer bir açıdan ise “ahilik” çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve sistemi vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetleri mensuplarına kazandırmayı esas alan İslami, sosyal ve ekonomik bir yapıdır.Fütüvetnamelerde ahi şöyle tasvir edilir:"Huyları güzel olan, namaza devam eden, zekatını veren, babasına ihsanda ve itaatte bulunan, komşusunu ağırlayan, eline geçeni veren, işlerini güzelleştiren, sözlerinde doğru olan, amellerini en güzel bir hale getirmeye çalışan, sırlarını saklayan, ahdi koruyan, sevgiye riayet eden, doğrulukta, arılıkta, muamelede bulunan, yalanı ve riyayı atan, helal kazançla geçinen, tekamül etmek için ruhunu arlaştıran, haramı bırakan, halka ihsan eden, kendisinden çekilenleri dolaşan, ona vermeyene veren, zulmedeni bağışlayan, kötülük edene iyilik eden, islamiyetin her husustaki prensiplerini hayatında tatbik etmeye çalışan, hakikate giren, kardeşlerinin haklarını eda eden, komşularına karşı müsamahada bulunan, ihsanlarla ikramlar eden, onlardan uzak olanı soran, yakındakini dolaşan, hastayı ziyaret edip halini, hatırını soruşturan kişidir.Ahilik müessesesi, Selçuklu- İslam medreselerinde yetişmiş çok kıymetli âlim ve mutasavvıfların, zengin Müslümanların da desteğini alarak yaptırdıkları, her biri birer vakıf eseri olan zaviyeler, medreseler ve tekkeler vasıtasıyla Selçuklu ve Osmanlı insanınını yetiştirme gayretinde olmuşlardır Ahiliğin banisi addedilen “Ahi Evren” de Azerbaycan’da temel eğitimini tamamlayıp, Horasan’a hicret etmiştir. Horasan’da da Fahreddin Razi’den de derser alarak kendini geliştirmiş, tasavvuf terbiyesini ise Yesevî dervişlerinden tedris etmiştir. Daha sonra Anadolu’ya gelerek Kayseri’ye yerleşmiş ve burada da bir zaviye kurarak talebe yetiştirmeye bir yandanda va’zu nasihat ile halkı irşat etme gayretinde olmuştur. Bununla birlikte ticaret ve esnaflıkta yapmıştır. Daha sonra Konya ve oradan da Kırşehir’e yerleşmiş ve buralarda da irşadi faaliyetlerde bulunmuş ve kırşehirde vefat etmiştir. Kabri oradadır Ahi âlemde Ahi Evran idiKim kamu Ahilere sultân idi Padişâhun hâsekisi ol idi Kim Kamu beğler katında kul idi Günbed-i pîrûzdur astânesi Zâyirâ Ahiyi eyle senası Âlemün içinde ol idi alem ' “Ahî” kelimesi Arapça olup “kardeş, kardeşim” manasına gelir. Çoğulu (cemisi) “ihvân” diye ifadesini bulur. Istılahi açıdan bakıldığıda ise “ahi” kelimesi “ Hz. Allahın dini etrafında bir araya gelip kardeş olanlar” manasına gelir. “Ahiliğin anayasası” olarak tabir olunan fütüvvetnamelerde bu mana dikkati çeker. Bazı tarihçiler ise Divan-I Lügati’t-türk’te geçen “akı” kelimesinden türediğini ifade etmişlerdir. Kelimenin buradaki kazandığı mana ise “cömert, eliaçık, yiğit,” tir.“Ahî” kelimesinin, aynı zamanda tasavvufla ilgili oluşu, iki görüşün de doğru olduğunu göstermektedir. Çünkü; cömertliğe, el açıklığına, mertliğe dayanan Ahîlik kurumunun vazgeçilmez kurallarından biri de, mensuplarının birbirini kardeş görmeleridir. Müslümanlar birbirlerini tarih boyunca hep kardeş olarak görmüşlerdir. Kardeşleştirmenin ilk uygulamasının asr-ı saadette eshab-ı kiramdan ensar ve muhacirler arasında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Ahî, Kur'an-ı Kerim'de geçtiği şekilde kullanılmış, ancak Selçuklu Osmanlı-islam kültürüne has bir terim haline gelmiştir. Kardeşlik, cömertliğe, yardımlaşmaya ve dostluğa dayanan bir duygudur. Kardeşlik, sadece bir anadan doğmadan ibaret değildir.Görüşlerini Kur'an-ı kerim âyetleri ile destekleyen tasavvuf akımları, özellikle kişiler arasındaki düşmanlıkların kalkmasını ve yerine kardeşlik duygusunun hâkim olmasını, teşvik eden ayet-i kerimeleri kaynak alırlar. Misal olarak; "(Ey iman şerefiyle müşerref olan mü’min kullarım.)hep birlikte hz.Allah'ın dinine sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Hz.Allahın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken O, sizin kalpleriniz arasında –bu mübarek İslam dinine hizmet gayretiyle, birlik ve beraberlik içinde olmanızdan dolayı- ülfet (yakınlık, sevgi) meydana getirdi de, onun nimeti sayesinde islam kardeşleri oluverdiniz…" Âyeti kerimede belirtildiği gibi insanlar arasındaki düşmanlıkların kalkması ve dinde kardeş olmalarının gerekliliğinin Allah'ın arzusu olduğunda hemen hemen bütün müfessirler ittifak etmişlerdir.Aynı şekilde, Ahî birliklerinin de insanlar arasında kardeşliği oluşturma çabasında oldukları bilinmektedir.AHİLİĞİ ORTAYA ÇIKARAN ŞARTLAR İslâmiyet'in din olarak Türkler tarafından kabul edildiği asırda, sınır boylarını dolduran ribatlar, mücahid dervişlerin faaliyet üsleri olmuşlardır. Bu merkezler, tasavvufun Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlılar arasında yayılmasını kolaylaştırmıştır. Yeni yaşayış tarzı, Türklerin karakterine ve yaşam tarzlarına uygundu. Bu sebeple İslâm'ı benimseyen Türkler, "Derviş-gâzi" kimliğine bürünüyorlardı. İlk müslüman Türk devletlerinin tasavvuf cereyanlarını desteklemeleri ve Derviş-gâziler için tekke, zaviye ve ribat inşa etmeleri, İslami yaşayışın yaygınlaşmasını kolaylaştırıyordu. M Fuat Köprülü, bu konuda şunları yazar: "... Şark İslâm dünyasına yeni bir nizam getiren Selçukîler zamanında yeni ribatların yapıldığını görüyoruz. Eskiden de olduğu gibi, büyük ve zengin ribatlar, bilhassa hükümdarlar, prensler, büyük devlet adamları, büyük tacirler tarafından yaptırılıp vakfediliyor ve masraflarını karşılamak üzere ehemmiyetli emlâk ve arazi tahsis olunuyordu."Türk devletlerinin tekke, zaviye ve ribatları benimsemelerinin, bunların sayılarının hızla artmasına sebep olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin de manevi desteğiyle gelişen ve çeşitli isimlerle anılan bu kurumlar, başıboş bırakılmamış; devletin denetimi ve kontrolü altına alınmışlardır. Tekke, zaviye ve ribatlar devletin gösterdiği doğrultuda faaliyet göstermişlerdir. Bu merkezler zamanla devlet için sosyal yardım ve imar faaliyetleri rolünü üslenmişlerdir. Birer kültür ve eğitim yuvası olarak Selçuklu ve Osmanlı insanının yetişmesi gayesine hizmet etmişlerdir. Selçuklular güçlendikten sonra Anadolu, Türk ve İslam kültür merkezî haline geldi. Anadolu Selçukluları da, tekke ve zaviyeler kurdular. Buralarda yetişen dervişler ve şeyhler, Anadolu'da kuvvetli bir tasavvuf fikrinin oluşmasına ortam hazırladılar. Selçuklu sultanlarının, şeyhlere saygı göstermeleri nedeniyle, büyük mutasavvıflar, cihat ve yerleşime elverişli olan Anadolu'ya yönelmeye başlamışlardırTasavvufî fikirlerin Anadolu'ya yerleşmiş olması, Ahîliğin tarikat görünümünde çok geniş alanlara yayılmasına ortam hazırlamıştır. Bunda, Ahîliğin örgütlenme ve yayılma biçiminin tarikatlara benzemesinin önemli rolü vardır. Ahîlik, şehirlerde, köylerde, kasabalarda, hattâ dağ başlarında, geçitlerde zaviyeler kurarak varlığını sürdürmüştür. Bu durum, Anadolu'yu karış karış gezmiş olan İbn Batuta'nın seyahatnâmesinde de belirtilmektedir. Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde bütün Anadolu’da ahiliğin itibarı doruğa ulaşmış, devlet adamları, müderrisler, çeşitli tarikat şeyhleri ve büyük tacirler bu teşkilata girmişlerdi. Aynı devirde bütün Anadolu’yu dolaşan İbn-i Batuta’nın ahiler hakkında verdiği bilgiler, onların tasavvufla ilgilerini belirtmekte, siyasi veidari müessiriyete sahip olduklarını ve gereğinde devletin fonksiyonlarını üstlendiklerini bildirmektedir.Ahilerin hem şehirlerde, hem de köylerde teşkilatlanan halk ve esnaf zümreler olduğunu teyit etmektedir. Ahi teşkilatında sanatkârlara iş yerinde yamak, çırak, kalfa ve usta hiyerarşisi ile mesleğin incelikleri öğretilirken akşamları toplandıkları Ahi misafirhane ve toplantı salonlarında ahilik eğitimi uygulanıyordu. İşte bu yolla yetiştirilen esnaf ve sanatkârlar hem aralarında güçlü bir dayanışma ve yardımlaşma kurmuş, hem de yerli Bizans sanatkârları ile yarışabilecek seviyeye ulaşmış oluyordu. AHİLİĞİN HEDEFİ NEDİR? Ahiliğin temel gayesi mükemmel fertler yetiştirerek mükemmel toplulukları meydana getirimek, dünyayı düzene sokma yoluna yapışmak ve bu şekilde "insanlara ve insanlığa hizmet"edebilmektir. Dünyaya düzen ve hizmet verme iddiasında olan Ahiler, davalarını yerine getirebilmeleri için önce kendilerinin mükemmel olmaları gerektiğinin bilincindedirler. Ahi önce kendisine çekidüzen vermelidir ki, inandırıcı olsun, hizmet edebilsin. Fertler mükemmel olunca, onlardan meydana gelen topluluklar da mükemmel olur. Misyon bu anlamda, fertten topluma yükselişi ifade eder. Mükemmel fertlerden oluşan topluluklar hem yakın hem de uzak çevrelerini kolay bir şekilde düzenleyip hizmet edebilirler. AHİ NASIL OLMALI? Dönemin bütün önder sufîleri ahi olmayı , "Salih ameller bütünü" olarak değerlendirmişlerdir. Hattâ dönemin sufîleri, fütüvveti Hz. Adem'in özür dilemesi, Hz. Nuh'un sebatı, Hz. İbrahim'in vakârı, Hz. İsmâil'in doğruluğu, Hz. Musa'nın ihlâsı, Hz. Eyyub'un sabrı, Hz. Muhammed'in cömertliği, Hz. Ebû Bekir'in acıma duygusu, Hz. Ömer'in fazilet ve vazifesine dikkati ve âdâbı, Hz. Osman'ın hayâsı ve Hz. Ali'nin ilmi gibi özelliklerin bir araya gelmesi şeklinde anlarlar ve ancak bu sıfatların hepsine birden sahip olan insanın salih amellerde bulunabileceğine inanırlardı.Üyelik için kişiye diğer bir Ahinin referans olması zorunludur. Çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler Ahi olamazlar. Örneğin insan öldürenler, hayvan öldürenler (kasaplar), hırsızlar, zina ettiği ispatlananlar ahi olamazlardı Bütün prensiplerini islamın asıl kaynağı olan Kuran-ı Kerim ve hadisi şeriflere dayandıran ahiliğin nizamnamelerine “fütüvvetname” denir. Ahiliğin esasları, ahlaki ve ticaret kaideleri bu kitaplarda yazılı idi. Teşkilata girecek kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dini ve ahlaki emirlere uymak zorundaydı. Fütüvvetnamelere göre, teşkilat mensuplarında bulunması icap eden vasıflar şunlardı:Vefa, doğruluk,emniyet, cömertlik, tevazu ihvanına nasihat, onları doğru yola sevketme,affedici olma ve günah ve hatalarına karşı tevbe edici olma idi. Ahide Bulunmaması icap eden vasıflar: Şarap içme, zina, yalan, gıybet, hile gibi davranışlar ise yoldan ve ahilikten atılmayı gerektiren hallerdi. BİR AHİ ŞEYHİNİN MÜRİTLERİNE TAVSİYELERİ Kırşehir Ahi Evran Dergâhı Postnişini olan asıl Ahi Baba, her sene bölgeleri ziyarete gider,halkı ve esnafı toplar, şikâyetleri olup olmadığını sorar, varsa çözer, verdiği hüküm; taraflar, hatta teşkilata mensup olmayanlar için kaziye-i muhkem gibi meri ve muteber olurdu. Şikâyetler ve davalar görüldükten, üç günü aşmayan misafirlik bittikten sonra “Sanatınızı ilerletin, yükseltin, birbirinize kardeş sevgisi ve saygısı ile bağlanın. Yolsuz işlere, haksız hırslara sapmayın. İnsanlığınızı, Müslümanlığınızı unutmayın. Gönül üzmeden, canlıya ceza vermeden, cemaati terk etmeden kaçının. cömert ve kerem sahibi, muhtaçları ayırt etmeksizin hizmet ve yardım ehli olun.” yolunda nasihatler eder, giderdi.Gençler, çalışma saatleri dışındaki vakitlerini zaviyede geçirirlerdi. Zaviyeler fütüvvet erbabının toplantı yeri, misafirler için misafirhane, iktisadi bakımdan lonca (kooperatif), mahiyetinde idi. Ahîlik kurumu üyelerinin toplum içinde güçlü ve güvenilir kişiler olabilmeleri için, üyelerin bu örgüte ilk girişten başlayarak bazı özellikleri benimsemeleri gerekir. Ahîlik'te şahıs, basitten karmaşığa doğru yol alır. Önce fetâ (yiğit), sonra Ahî, en sonunda şeyh olur. Ancak, şeyhlik makamına çok az kişi ulaşır. FETA'NIN ÖZELLİKLERİ Ahîlik örgütüne yeni girende şu özellikler aranır(1): Fetâ'nın bütün özelliklerini taşıyan bir kişinin Ahî olabilmesi için şu şartları da taşıması gerekmektedir - Cömertlik- Namazını kazaya bırakmaması - Hayâ ve edep sahibi olması - Dünyayı terk etmesi - Helal kazanç - İlim sahibi olması - Büyüklerin (devlet adamları) kapısına gitmemesi Bu şartlara sahip olup, Ahî olan kişinin diğer kardeşlerine karşı dört şeyi açık ve üç şeyi kapalı olmalıdırAçık olması gerekenler hususlar: Kapalı olmaları gerekenler: Ahlaki özelliklerden bazılarını kaybeden ahilerin, Ahîlik yolundan ayrılmış olacakları fütüvvetnâmelerde geniş bir şekilde yer almaktadır. Ahlâkî davranış bozuklukları Ahîlik kurumunda afet olarak kabul edilir ve bunlarla mücadele edilir. Kişiyi Ahî'likten düşüren afetler şunlardır: - - İçki içmek Fütüvvetnâmelerde kimlerin Ahîliğe kabul edilmeyecekleri açıklanmıştır (1). Ahîliğin kapısının iyi, ahlâklı olan herkese açık olduğu belirtilmiştir. Ahîliğe kasap gibi kan dökücüler, Tellal gibi bağırıp çağıranlar, Avcılar gibi hileye başvuranlar vs. alınmaz. Ahîliğe kabul edilmeyenler şu şekilde sıralanmıştır(2): - Kafirler- Münafıklar - Müneccimler - İçki içenler - Dellaklar - Pişe-gar (sözünde durmayanlar) - Kasaplar - Cerrahlar - Amel-dârlar - Seyyad (Avcılar) - başkalarını hor görenler - Kemgözlüler - Ayıp arayanlar - Cimriler - Gıybet edenler - Bühtan kılanlar (iftiracılar, yalancılar) FETA'NIN AHİYE KARŞI GÖREVLERİ Ahîlik örgütünde, özellikle tasavvuf hayatının egemen olması nedeniyle ilişkiler belirli prensiplere dayanmakta ve bu prensiplere uymak üyeler için görev kabul edilmektedir. Buradan hareketle Ahîliğe yeni girenlerin (feta) Ahîsine karşı görevleri şu şekilde sıralanabilir: - Fetâ, Ahîsinin dediklerine uymalı, istediklerini yapmalıdır.- Fetâ, Ahîsinin hiçbir sözüne karşı çıkmamalıdır. - Ahî'nin yanında terbiyeli durmalı, uygunsuz hareket etmemelidir. - Fetâ, mümkün olduğu kadar Ahîsine yakın olmalıdır. - Fetâ, Ahîsinden utanmalı ve korkmalıdır. - Fetâ, Ahîsine hizmet etmelidir. - Fetâ, Ahîsini herkesten çok sevmelidir. AHİ'NİN FETA'YA KARŞI GÖREVLERİ Fetâ'nın Ahîye karşı görevleri olduğu gibi, Ahî'nin de Fetâya karşı görevleri vardır. Bu görevler şunlardır: - Ahî, fetâ'ya örgütün kural ve erkânını öğretmelidir.- Ahî, fetâ'ya ibadetlerini yapabilmesi için gerekli olan dini bilgileri tam olarak (ibadet, iman, muamelat) öğretmelidir. - Ahî, fetâ'yı öyle yetiştirmelidir ki, başkaları fetâyı gördüklerinde, "onu falan Ahî yetiştirdi" dedirtmelidir. - Ahî, fetâ'ya sanatının en küçük inceliklerini öğretmelidir. - Ahî, fetâ'yı karanlıktan aydınlığa götürecek ilme sahip kılmalıdır.Ahîlere göre dinî duyguları tekamül eden şahıs, kendini daima Hz.Allah'ın kontrolünde hisseder ve sahtekârlığa yönelmez. Bu yaklaşım, tasavvufî düşüncelerin zayıfladığı dönemlerde bile genellikle kabul görmüş, anlaşmazlıklar mümkün olduğu kadar mahkemeye yansıtılmamıştır. Bu durum Ahî birliklerinin bazı fonksiyonları ortadan kalkıncaya kadar devam etmiştir. AHİLİĞİN TEMEL İLKELERİ Bireyi, fetâlıktan şeyhliğe ve yamaklıktan ustalığa giden yolda olgunlaştırmaya çalışan Ahi kurumunun meslekî ahlâk ve görgü kurallarının temel ilkeleri şunlardır(1):- İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak, AHÎLİĞİN GÖRGÜ KURALLARI Ahîlik kurumundaki eğitiminin asıl amaçlarından biri "ferdi sosyalleştirerek şahsiyet haline getirmek ve üstün insan kılmak"tır. Bireyin sosyalleşmesi için gerekli kabul edilen ve "görgü kuralları" olarak ifade edilen bütün kuralların Ahî zaviyelerinde, Ahî örgütü üyelerine kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu kuralların bireye benimsetilmesi için cumartesi akşamları zaviyelerde dersler verilmiş ve uygulanması mümkün olanlar uygulanmıştır. Fütüvvetin ancak bu kurallarla tamam olabileceği beyan edilmiş ve "nefs terbiyesi ders terbiyesinden hayırlıdır" hadisi esas alınarak kurallar benimsetilmeye çalışılır(2). Ferdin tavır ve davranışları haline getirilmek istenen görgü kuralları şu şekilde sıralanabilir:1. Yemekte edepler 12 tanedir: - yemekten önce ve sonra ellerin yıkanması,- Sağ dizin yukarıya dikilmesi, - Sol ayağın aşağıda durması, - Lokmanın çiğnenmesi, - Lokmanın küçük olması, - Yemeği dökmemesi, - Ağzında lokma varken konuşmaması, - Başkasının lokmasını gözetmeme, - Ekmeği ısırıp bırakmama, - Ekmeği yemeğin suyuna batırmamak, - Sümkürmemek, - Ağzını şapırdatmamak, - Yemekten sonra ellerini yıkamak ve silmek. 2. Su içmekle ilgili edepler 3 tanedir: - tası iki eli ile tutmak,- Dinlene dinlene (üç yudumda) içmek ve bitirmek, - Dökmemek. 3. Söz söylemekteki edepler 4 tanedir: - Sert konuşmamak (ağızdan bir şey sıçramaması için) - Sağdan başlamak, 5. Evden çıkmaktaki edepler: - Çıkarken sol ayakla çıkmak,- Neşeli çıkmak, - Endişeli çıkmamak, - Çıkarken yukarıya bakmamak. 6. Yürümekteki edepler: - Sert yürümemek,- Çukurlara basmamak, - Yanlara bakarak yürümeme,önüne bakarak yürüme - Taştan taşa seğirtme, - Yol ortasında yürümemek, - Kimsenin ardınca bakmamak, - Büyüğünün önünde yürümemek, - Birisiyle giderken bir işle meşgul olup, onu bekletmemek. 7. Mahallede: - İşi olmadıkça mahallede gezmemek,- Karşıdan gelene yakın olma, - Açık kapı ve pencerelerden bakmamak, - Çocuklara uymamak, 8. Pazarda: - Omuzunu kimseye vurmamak, - Yumuşak söylemek, 10. Eve bir şey getirmede: - Elbisesini taşıma vasıtası yapmama,- Açıktan getirmeme, - Eve varır varmaz yememe. 11. Eve girerken: - Haber verme,- Sağ ayakla girmek, - Selam vermek, - Çevreye bakmamak, - Besmele ile eve girmek. 12. Oturmaktaki edepler: - Sağ dizi dikmek ve sol ayağın yerde olması,- Kendi yerini bilmek, - Ayağı örtmek, - Ev sahibi konuşmadan konuşmamak. 13. Misafirlikte: - Çağırmaya gelenin önünde yürümemek,- Yiyecek ne var diye sormamak, - Yemekten sonra çok oturmamak. 14. Hasta Ziyareti: - İkindiden sonra gitmek,- Güler yüzlü olmak, - Hastanın sağ yanına oturmak, - Çok oturmamak, - Fatiha okumak. Aslında görgü kuralları 700'den fazla olarak tek tek sayılmış ve ahîye öğretilmeğe çalışılmıştır. Ahîlik eğitimi, ferdin bütün gün (24 saat) yapacağı işleri ve yerine getirmesi gereken davranışları kapsamayı hedeflemiştir. Böylece birey, düzenli bir eğitimle, yaratılış amacına uygun uygun şekilde hareket eden olgun bir kişiliğe kavuşturulmuş olacaktır
KAYNAKÇA: Gölpınarlı, A., "İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı", İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt 11, İstanbul, 1950 İbn Batuta, "İbn Batuta Seyahatnâmesinden Seçmeler" M.E.B. yay., İstanbul, 1971 Alî İmrân Suresi, Ayet: 103. Köprülü, F., "Türk Edebiyatı'nda İlk Mutasavvıflar", Ankara, 1976 Barkan, Ö.L., "İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler", Vakıflar Dergisi, Cilt: II, Ankara, 1942 Kara, M., "Din, Hayat, Sanat Açısından Tekke ve Zaviyeler", İstanbul, 1977, Uzunçarşılı, İ.H., "Osmanlı Tarihi", Cilt 1, Ankara, 1972, Bayram, Mikail;Anadolu Bacıları,Tercüman Kadın Ansiklopedisi, cll, İSTANBUL 1984. Çağatay, Neşet; Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahilik Nedir? TESK Yayını NO 40, Ankara Tarihsiz. Erken,Veysi; Bir Sivil Örgütlenme Modeli Ahilik, Seba Yay., Ankara 1998. Develioğlu, F., "Osmanlıca-Türkçe Lûgat", Ankara, 1970 Huccurat Suresi, Ayet: 10 Taeschner, F., "İslâm Ortaçağında Futuvva", İ.Ü.İ.F.M. Cilt. 15, İstanbul, 1954 Burgazî, "Fütüvetnâme", (Çev. Gölpınarlı, A.), İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt XV, Sayı 1-4, İstanbul, 1954 Pakalın, M.Z., "Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü", Cilt 2, İstanbul, 1983, s. 369 Claude Farrere, Türklerin Mânevî Gücü, (Çev: Orhan Bahaddin), Tercüman 10001 Temel Eser Serisi, İstanbul, tarihsiz Çalışkan, Y., İkiz, M.L., Kültür, Sanat ve Medeniyetimizde Ahilik, Ankara 1993, Mahmut Özdevecioğlu ”Ahilikten Günümüze İş Ahlakı Anlayışı”, Çerçeve, Yıl 3, Sayı: 11, Eylül-Ekim 1994 Abdülbaki GÖLPINARLI, Burgazi ve Füvvetnamesi, İÜİFM. C.15 ÇAĞATAY,Neşet, Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahîlik Nedir? TESK Yayını, Tarihsiz Demir, Galip, Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Ahilik, Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı, İstanbul, 2000
Favori olarak işaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 656 Yorumlar (1)
![]()
Süleyman
said:
|
|
Emeğine sağlık Hocam Allah razı olsun.çok harika bir araştırma, günümzdeki çıraklık ve kalfalık sistemine bakınca yozlaşmanın sebebini daha iyi anlıyor insan. bunları bir uygulayabilsek bir çok şeyi hallederiz.emeğine sağlık. |
|





