top
logo


Anasayfa SİZDEN GELENLER Yazılar makaleler İnsanlar arası kardeşliğin, sisteme dönüştüğü ideal dünya Ahilik
İnsanlar arası kardeşliğin, sisteme dönüştüğü ideal dünya Ahilik PDF Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÇAPAR   
Cumartesi, 27 Aralık 2008 20:52

 

Ahilik:Selçuklu devletinin sonlarına doğru Osmanlı devletinin ise kuruluş sürecinde çok önemli hizmetleri ve tesiri görülen sivil bir kurumdur. İnsani cihetten bakıldığında; Selçuklu ve Osmanlı insanının – özellikle esnafının - İslami usuller çerçevesinde gerek mesleki ve teknik, gerek ahlaki ve vicdani terbiyesinde, İslami ve milli birlik ve beraberliğin muhafazasında büyük hizmetleri olan bir kuruluştur.

Diğer bir açıdan ise “ahilik” çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve sistemi vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetleri mensuplarına kazandırmayı esas alan İslami, sosyal ve ekonomik bir yapıdır.

Fütüvetnamelerde ahi şöyle tasvir edilir:"Huyları güzel olan, namaza devam eden, zekatını veren, babasına ihsanda ve itaatte bulunan, komşusunu ağırlayan, eline geçeni veren, işlerini güzelleştiren, sözlerinde doğru olan, amellerini en güzel bir hale getirmeye çalışan, sırlarını saklayan, ahdi koruyan, sevgiye riayet eden, doğrulukta, arılıkta, muamelede bulunan, yalanı ve riyayı atan, helal kazançla geçinen, tekamül etmek için ruhunu arlaştıran, haramı bırakan, halka ihsan eden, kendisinden çekilenleri dolaşan, ona vermeyene veren, zulmedeni bağışlayan, kötülük edene iyilik eden, islamiyetin her husustaki prensiplerini hayatında tatbik etmeye çalışan, hakikate giren, kardeşlerinin haklarını eda eden, komşularına karşı müsamahada bulunan, ihsanlarla ikramlar eden, onlardan uzak olanı soran, yakındakini dolaşan, hastayı ziyaret edip halini, hatırını soruşturan kişidir.Ahilik müessesesi, Selçuklu-

İslam medreselerinde yetişmiş çok kıymetli âlim ve mutasavvıfların, zengin Müslümanların da desteğini alarak yaptırdıkları, her biri birer vakıf eseri olan zaviyeler, medreseler ve tekkeler vasıtasıyla Selçuklu ve Osmanlı insanınını yetiştirme gayretinde olmuşlardır Ahiliğin banisi addedilen “Ahi Evren” de Azerbaycan’da temel eğitimini tamamlayıp, Horasan’a hicret etmiştir. Horasan’da da Fahreddin Razi’den de derser alarak kendini geliştirmiş, tasavvuf terbiyesini ise Yesevî dervişlerinden tedris etmiştir. Daha sonra Anadolu’ya gelerek Kayseri’ye yerleşmiş ve burada da bir zaviye kurarak talebe yetiştirmeye bir yandanda va’zu nasihat ile halkı irşat etme gayretinde olmuştur. Bununla birlikte ticaret ve esnaflıkta yapmıştır. Daha sonra Konya ve oradan da Kırşehir’e yerleşmiş ve buralarda da irşadi faaliyetlerde bulunmuş ve kırşehirde vefat etmiştir. Kabri oradadır

Ahi âlemde Ahi Evran idi
Kim kamu Ahilere sultân idi
Padişâhun hâsekisi ol idi
Kim Kamu be
ğler katında kul idi
Günbed-i pîrûzdur astânesi
Zâyirâ Ahiyi eyle senas
ı
Âlemün içinde ol idi alem '

 

“Ahî” kelimesi Arapça olup “kardeş, kardeşim” manas
ına gelir. Çoğulu (cemisi) “ihvân” diye ifadesini bulur. Istılahi açıdan bakıldığıda ise “ahi” kelimesi “ Hz. Allahın dini etrafında bir araya gelip kardeş olanlar” manasına gelir. “Ahiliğin anayasası” olarak tabir olunan fütüvvetnamelerde bu mana dikkati çeker. Bazı tarihçiler ise Divan-I Lügati’t-türk’te geçen “akı” kelimesinden türediğini ifade etmişlerdir. Kelimenin buradaki kazandığı mana ise “cömert, eliaçık, yiğit,” tir.“Ahî” kelimesinin, aynı zamanda tasavvufla ilgili oluşu, iki görüşün de doğru olduğunu göstermektedir. Çünkü; cömertliğe, el açıklığına, mertliğe dayanan Ahîlik kurumunun vazgeçilmez kurallarından biri de, mensuplarının birbirini kardeş görmeleridir. Müslümanlar birbirlerini tarih boyunca hep kardeş olarak görmüşlerdir. Kardeşleştirmenin ilk uygulamasının asr-ı saadette eshab-ı kiramdan ensar ve muhacirler arasında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Ahî, Kur'an-ı Kerim'de geçtiği şekilde kullanılmış, ancak Selçuklu Osmanlı-islam kültürüne has bir terim haline gelmiştir. Kardeşlik, cömertliğe, yardımlaşmaya ve dostluğa dayanan bir duygudur. Kardeşlik, sadece bir anadan doğmadan ibaret değildir.Görüşlerini Kur'an-ı kerim âyetleri ile destekleyen tasavvuf akımları, özellikle kişiler arasındaki düşmanlıkların kalkmasını ve yerine kardeşlik duygusunun hâkim olmasını, teşvik eden ayet-i kerimeleri kaynak alırlar.

Misal olarak;

"(Ey iman
şerefiyle müşerref olan mü’min kullarım.)hep birlikte hz.Allah'ın dinine sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Hz.Allahın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken O, sizin kalpleriniz arasında –bu mübarek İslam dinine hizmet gayretiyle, birlik ve beraberlik içinde olmanızdan dolayı- ülfet (yakınlık, sevgi) meydana getirdi de, onun nimeti sayesinde islam kardeşleri oluverdiniz…" Âyeti kerimede belirtildiği gibi insanlar arasındaki düşmanlıkların kalkması ve dinde kardeş olmalarının gerekliliğinin Allah'ın arzusu olduğunda hemen hemen bütün müfessirler ittifak etmişlerdir.Aynı şekilde, Ahî birliklerinin de insanlar arasında kardeşliği oluşturma çabasında oldukları bilinmektedir.

AHİLİĞİ ORTAYA ÇIKARAN ŞARTLAR

İslâmiyet'in din olarak Türkler tarafından kabul edildiği asırda, sınır boylarını dolduran ribatlar, mücahid dervişlerin faaliyet üsleri olmuşlardır. Bu merkezler, tasavvufun Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlılar arasında yayılmasını kolaylaştırmıştır. Yeni yaşayış tarzı, Türklerin karakterine ve yaşam tarzlarına uygundu. Bu sebeple İslâm'ı benimseyen Türkler, "Derviş-gâzi" kimliğine bürünüyorlardı.

İlk müslüman Türk devletlerinin tasavvuf cereyanlarını desteklemeleri ve Derviş-gâziler için tekke, zaviye ve ribat inşa etmeleri, İslami yaşayışın yaygınlaşmasını kolaylaştırıyordu. M Fuat Köprülü, bu konuda şunları yazar: "... Şark İslâm dünyasına yeni bir nizam getiren Selçukîler zamanında yeni ribatların yapıldığını görüyoruz. Eskiden de olduğu gibi, büyük ve zengin ribatlar, bilhassa hükümdarlar, prensler, büyük devlet adamları, büyük tacirler tarafından yaptırılıp vakfediliyor ve masraflarını karşılamak üzere ehemmiyetli emlâk ve arazi tahsis olunuyordu."Türk devletlerinin tekke, zaviye ve ribatları benimsemelerinin, bunların sayılarının hızla artmasına sebep olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin de manevi desteğiyle gelişen ve çeşitli isimlerle anılan bu kurumlar, başıboş bırakılmamış; devletin denetimi ve kontrolü altına alınmışlardır. Tekke, zaviye ve ribatlar devletin gösterdiği doğrultuda faaliyet göstermişlerdir. Bu merkezler zamanla devlet için sosyal yardım ve imar faaliyetleri rolünü üslenmişlerdir. Birer kültür ve eğitim yuvası olarak Selçuklu ve Osmanlı insanının yetişmesi gayesine hizmet etmişlerdir. Selçuklular güçlendikten sonra Anadolu, Türk ve İslam kültür merkezî haline geldi. Anadolu Selçukluları da, tekke ve zaviyeler kurdular. Buralarda yetişen dervişler ve şeyhler, Anadolu'da kuvvetli bir tasavvuf fikrinin oluşmasına ortam hazırladılar. Selçuklu sultanlarının, şeyhlere saygı göstermeleri nedeniyle, büyük mutasavvıflar, cihat ve yerleşime elverişli olan Anadolu'ya yönelmeye başlamışlardır

Tasavvufî fikirlerin Anadolu'ya yerleşmiş olması, Ahîliğin tarikat görünümünde çok geniş alanlara yayılmasına ortam hazırlamıştır. Bunda, Ahîliğin örgütlenme ve yayılma biçiminin tarikatlara benzemesinin önemli rolü vardır. Ahîlik, şehirlerde, köylerde, kasabalarda, hattâ dağ başlarında, geçitlerde zaviyeler kurarak varlığını sürdürmüştür. Bu durum, Anadolu'yu karış karış gezmiş olan İbn Batuta'nın seyahatnâmesinde de belirtilmektedir.

Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde bütün Anadolu’da ahiliğin itibarı doruğa ulaşmış, devlet adamları, müderrisler, çeşitli tarikat şeyhleri ve büyük tacirler bu teşkilata girmişlerdi. Aynı devirde bütün Anadolu’yu dolaşan İbn-i Batuta’nın ahiler hakkında verdiği bilgiler, onların tasavvufla ilgilerini belirtmekte, siyasi ve
idari müessiriyete sahip olduklarını ve gereğinde devletin fonksiyonlarını üstlendiklerini bildirmektedir.Ahilerin hem şehirlerde, hem de köylerde teşkilatlanan halk ve esnaf zümreler olduğunu teyit etmektedir.

Ahi teşkilatında sanatkârlara iş yerinde yamak, çırak, kalfa ve usta hiyerarşisi ile mesleğin incelikleri öğretilirken akşamları toplandıkları Ahi misafirhane ve toplantı salonlarında ahilik eğitimi uygulanıyordu. İşte bu yolla yetiştirilen esnaf ve sanatkârlar hem aralarında güçlü bir dayanışma ve yardımlaşma kurmuş, hem de yerli Bizans sanatkârları ile yarışabilecek seviyeye ulaşmış oluyordu.

 

AH
İLİĞİN HEDEFİ NEDİR? Ahiliğin temel gayesi mükemmel fertler yetiştirerek mükemmel toplulukları meydana getirimek, dünyayı düzene sokma yoluna yapışmak ve bu şekilde "insanlara ve insanlığa hizmet"edebilmektir. Dünyaya düzen ve hizmet verme iddiasında olan Ahiler, davalarını yerine getirebilmeleri için önce kendilerinin mükemmel olmaları gerektiğinin bilincindedirler. Ahi önce kendisine çekidüzen vermelidir ki, inandırıcı olsun, hizmet edebilsin.

Fertler mükemmel olunca, onlardan meydana gelen topluluklar da mükemmel olur. Misyon bu anlamda, fertten topluma yükselişi ifade eder. Mükemmel fertlerden oluşan topluluklar hem yakın hem de uzak çevrelerini kolay bir şekilde düzenleyip hizmet edebilirler.

AHİ NASIL OLMALI?

Dönemin bütün önder sufîleri ahi olmayı , "Salih ameller bütünü" olarak değerlendirmişlerdir. Hattâ dönemin sufîleri, fütüvveti Hz. Adem'in özür dilemesi, Hz. Nuh'un sebatı, Hz. İbrahim'in vakârı, Hz. İsmâil'in doğruluğu, Hz. Musa'nın ihlâsı, Hz. Eyyub'un sabrı, Hz. Muhammed'in cömertliği, Hz. Ebû Bekir'in acıma duygusu, Hz. Ömer'in fazilet ve vazifesine dikkati ve âdâbı, Hz. Osman'ın hayâsı ve Hz. Ali'nin ilmi gibi özelliklerin bir araya gelmesi şeklinde anlarlar ve ancak bu sıfatların hepsine birden sahip olan insanın salih amellerde bulunabileceğine inanırlardı.

Üyelik için kişiye diğer bir Ahinin referans olması zorunludur. Çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler Ahi olamazlar. Örneğin insan öldürenler, hayvan öldürenler (kasaplar), hırsızlar, zina ettiği ispatlananlar ahi olamazlardı

Bütün prensiplerini islamın asıl kaynağı olan Kuran-ı Kerim ve hadisi şeriflere dayandıran ahiliğin nizamnamelerine “fütüvvetname” denir. Ahiliğin esasları, ahlaki ve ticaret kaideleri bu kitaplarda yazılı idi. Teşkilata girecek kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dini ve ahlaki emirlere uymak zorundaydı. Fütüvvetnamelere göre, teşkilat mensuplarında bulunması icap eden vasıflar şunlardı:

Vefa, doğruluk,emniyet, cömertlik, tevazu ihvanına nasihat, onları doğru yola sevketme,affedici olma ve günah ve hatalarına karşı tevbe edici olma idi.

Ahide Bulunmaması icap eden vasıflar:

Şarap içme, zina, yalan, gıybet, hile gibi davranışlar ise yoldan ve ahilikten atılmayı gerektiren hallerdi.

BİR AHİ ŞEYHİNİN MÜRİTLERİNE TAVSİYELERİ

Kırşehir Ahi Evran Dergâhı Postnişini olan asıl Ahi Baba, her sene bölgeleri ziyarete gider,halkı ve esnafı toplar, şikâyetleri olup olmadığını sorar, varsa çözer, verdiği hüküm; taraflar, hatta teşkilata mensup olmayanlar için kaziye-i muhkem gibi meri ve muteber olurdu. Şikâyetler ve davalar görüldükten, üç günü aşmayan misafirlik bittikten sonra “Sanatınızı ilerletin, yükseltin, birbirinize kardeş sevgisi ve saygısı ile bağlanın. Yolsuz işlere, haksız hırslara sapmayın. İnsanlığınızı, Müslümanlığınızı unutmayın. Gönül üzmeden, canlıya ceza vermeden, cemaati terk etmeden kaçının. cömert ve kerem sahibi, muhtaçları ayırt etmeksizin hizmet ve yardım ehli olun.” yolunda nasihatler eder, giderdi.

Gençler, çalışma saatleri dışındaki vakitlerini zaviyede geçirirlerdi. Zaviyeler fütüvvet erbabının toplantı yeri, misafirler için misafirhane, iktisadi bakımdan lonca (kooperatif), mahiyetinde idi.


Ahîlik kurumu üyelerinin toplum içinde güçlü ve güvenilir ki
şiler olabilmeleri için, üyelerin bu örgüte ilk girişten başlayarak bazı özellikleri benimsemeleri gerekir. Ahîlik'te şahıs, basitten karmaşığa doğru yol alır. Önce fetâ (yiğit), sonra Ahî, en sonunda şeyh olur. Ancak, şeyhlik makamına çok az kişi ulaşır.

FETA'NIN ÖZELLİKLERİ

Ahîlik örgütüne yeni girende şu özellikler aranır(1):
- S
ıdk ; doğruluk , bağlılı
k
- Sefâ
- Emanete riayet
- Takvâ, (
İslami prensipleri samimi olarak yaş
ama gayreti)
- Kerem
- Mürüvvet
- Hayâ
Bu özelliklere sahip olanlar fetâ'lığa kabul edilirler. Bunlara sahip olmayanlar ahilik kurumuna alınmazlar.

AHİ'NİN ÖZELLİKLERİ

Fetâ'nın bütün özelliklerini taşıyan bir kişinin Ahî olabilmesi için şu şartları da taşıması gerekmektedir

- Cömertlik
- Namaz
ını kazaya bırakmaması
- Hayâ ve edep sahibi olmas
ı
- Dünyay
ı terk etmesi
- Helal kazanç
-
İlim sahibi olması
- Büyüklerin (devlet adamlar
ı) kapısına gitmemesi

Bu şartlara sahip olup, Ahî olan kişinin diğer kardeşlerine karşı dört şeyi açık ve üç şeyi kapalı olmalıdırAçık olması gerekenler hususlar:
1. Gönlü aç
ık olmalı ( onun derdini dert edinebilmeli )
2. Kap
ısıık olmalı ( müsafirperver olmalı )
3. Eli aç
ık olmalı (cömert olmalı )
4. Sofras
ıık olmalı ( yemek yedirmekten hoşlanmalı kerem sahibi olmalı )

 Kapalı olmaları gerekenler:
1. Gözü kapal
ı olmalı ( kardeşinin eksiklerini görmemeli , varsa bağışlayıcı olmalı )
2. Dili kapal
ı olmalı ( kardeşine karşı kötü söz, gıybet, lakap ve dedikodudan uzak durmalı)
3.
Şalvarı kapalı olmalı ( kardeşinin namusunu kendi namusu gibi koruyup asla ihanet etmemeli )

AHİLİĞİN AFETLERİ

Ahlaki özelliklerden bazılarını kaybeden ahilerin, Ahîlik yolundan ayrılmış olacakları fütüvvetnâmelerde geniş bir şekilde yer almaktadır. Ahlâkî davranış bozuklukları Ahîlik kurumunda afet olarak kabul edilir ve bunlarla mücadele edilir. Kişiyi Ahî'likten düşüren afetler şunlardır: -

- İçki içmek
- Zina etmek
- Livata etmek
- Gammazl
ık
- Münaf
ıklık(iki yüzlülük)
- Kibir
- Hased (karde
şindeki iyiliği çekememe
- Kindarl
ık
- Yalanc
ılık
- Sözünde durmamak
- H
ıyanet
- Namahreme bakma
- Ay
ıp arama
- Cimrilik
- G
ıybette bulunma
- iftirac
ılık
- H
ırsızlık
- Haram yemek
Görüldüğü gibi; Ahîlik müessesesinde afet olarak sayılan ahlâk bozuklukları, aynı zamanda toplum düzenini sarsan, hatta toplumların yok olmalarına sebep olan hastalıklardır.

AHİLİĞE KABUL EDİLMEYENLER

Fütüvvetnâmelerde kimlerin Ahîliğe kabul edilmeyecekleri açıklanmıştır (1). Ahîliğin kapısının iyi, ahlâklı olan herkese açık olduğu belirtilmiştir. Ahîliğe kasap gibi kan dökücüler, Tellal gibi bağırıp çağıranlar, Avcılar gibi hileye başvuranlar vs. alınmaz. Ahîliğe kabul edilmeyenler şu şekilde sıralanmıştır(2):

- Kafirler
- Münafıklar

- Müneccimler
-
İçki içenler
- Dellaklar
- Pi
şe-gar (sözünde durmayanlar)
- Kasaplar
- Cerrahlar
- Amel-dârlar
- Seyyad (Avc
ılar)
- ba
şkalarını hor görenler
- Kemgözlüler
- Ay
ıp arayanlar
- Cimriler
- G
ıybet edenler
- Bühtan k
ılanlar (iftiracılar, yalancılar)

FETA'NIN AHİYE KARŞI GÖREVLERİ

Ahîlik örgütünde, özellikle tasavvuf hayatının egemen olması nedeniyle ilişkiler belirli prensiplere dayanmakta ve bu prensiplere uymak üyeler için görev kabul edilmektedir. Buradan hareketle Ahîliğe yeni girenlerin (feta) Ahîsine karşı görevleri şu şekilde sıralanabilir: - Fetâ, Ahîsinin dediklerine uymalı, istediklerini yapmalıdır.
- Fetâ, Ahîsinin hiçbir sözüne kar
şı çıkmamalıdır.
- Ahî'nin yan
ında terbiyeli durmalı, uygunsuz hareket etmemelidir.
- Fetâ, mümkün oldu
ğu kadar Ahîsine yakın olmalıdır.
- Fetâ, Ahîsinden utanmal
ı ve korkmalıdır.
- Fetâ, Ahîsine hizmet etmelidir.
- Fetâ, Ahîsini herkesten çok sevmelidir.

AHİ'NİN FETA'YA KARŞI GÖREVLERİ

Fetâ'nın Ahîye karşı görevleri olduğu gibi, Ahî'nin de Fetâya karşı görevleri vardır. Bu görevler şunlardır: - Ahî, fetâ'ya örgütün kural ve erkânını öğretmelidir.
- Ahî, fetâ'ya ibadetlerini yapabilmesi için gerekli olan dini bilgileri tam olarak (ibadet, iman, muamelat) ö
ğretmelidir.
- Ahî, fetâ'y
ı öyle yetiştirmelidir ki, başkaları fetâyı gördüklerinde, "onu falan Ahî yetiştirdi" dedirtmelidir.
- Ahî, fetâ'ya sanat
ının en küçük inceliklerini öğretmelidir.
- Ahî, fetâ'y
ı karanlıktan aydınlığa götürecek ilme sahip kılmalıdır.Ahîlere göre dinî duygular
ı tekamül eden şahıs, kendini daima Hz.Allah'ın kontrolünde hisseder ve sahtekârlığa yönelmez. Bu yaklaşım, tasavvufî düşüncelerin zayıfladığı dönemlerde bile genellikle kabul görmüş, anlaşmazlıklar mümkün olduğu kadar mahkemeye yansıtılmamıştır. Bu durum Ahî birliklerinin bazı fonksiyonları ortadan kalkıncaya kadar devam etmiştir.

AHİLİĞİN TEMEL İLKELERİ

Bireyi, fetâlıktan şeyhliğe ve yamaklıktan ustalığa giden yolda olgunlaştırmaya çalışan Ahi kurumunun meslekî ahlâk ve görgü kurallarının temel ilkeleri şunlardır(1):

- İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak,
-
İşinde ve hayatında, kin, çekememezlik ve dedikodudan kaçınmak,
- Ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefal
ı olmak,
- Gözü, gönlü ve kalbi tok olmak,
-
Şevkatli, merhametli, adaletli, faziletli, iffetli ve dürüst olmak,
- Cömertlik, ikram ve kerem sahibi olmak,
- Küçüklere sevgi, büyüklere kar
şı edepli ve saygılı olmak,
- Alçakgönüllü olmak, büyüklük ve gururdan kaç
ınmak,
- Ay
ıp ve kusurlarını örtmek, gizlemek ve affetmek,
- Hatalar
ı yüze vurmamak,
- Dost ve arkada
şlara tatlı sözlü, samimi, güleryüzle ve güvenilir olmak,
- Gelmeyene gitmek, dost ve akrabay
ı ziyaret etmek,
- Herkese iyilik yapmak, iyiliklerini istemek,
- Yap
ılan iyilik ve yardımı başa kakmamak,
- Hakka, hukuka, hak ölçüsüne riayet etmek,
-
İnsanların işlerini içten, gönülden ve güleryüzle yapmak,
- Daima iyi kom
şulukta bulunmak, komşunun eza ve cahilliğine sabretmek,
- Yaradandan dolay
ı yaratıkları hoş görmek,
- Hata ve kusurlar
ı daima kendi nefsinde aramak,
-
İyilerle dost olup, kötülerden uzak durmak,
- Fakirlerle dostluktan, oturup kalkmaktan
şeref duymak,
- Zenginlere, zenginli
ğinden dolayı itibardan kaçınmak,
- Allah için sevmek, Allah için nefret etmek,
- Hak için hakk
ı söylemek ve hakkı söylemekten korkmamak,
- Emri alt
ındakileri ve hizmetindekileri korumak ve gözetmek,
- Aç
ıkta ve gizlide Allah'ın emir ve yasaklarına uymak,
- Kötü söz ve hareketlerden sak
ınmak,
-
İçi, dışı, özü, sözü bir olmak,
- Hakk
ı korumak, hakka riayetle haksızlığı önlemek,
- Kötülük ve kendini bilmezli
ğe iyilikle karşılık vermek,
- Belâ ve kötülüklere sab
ır ve tahammüllü olmak,
- Müslümanlara lütufkâr ve ho
ş sözlü olmak,
- Dü
şmana düşmanın silahıyla karşılık vermek,
-
İnanç ve ibadetlerinde samimi olmak,
- Fani dünyaya ait
şeylerle öğünmemek, böbürlenmemek,
- Yap
ılan iyilik ve hayırda hakkın hoşnutluğundan başka bir şey gözetmemek,
- Âlimlerle dost olup dostlara dan
ışmak,
- Her zaman heryerde yaln
ız Allah'a güvenmek
- Örf, adet ve törelere uymak,
- S
ır tutmak, sırlarıığa vurmamak,
- Aza kanaat, ço
ğa şükür ederek dağıtmak,
- Feragat ve fedekarl
ığı daima kendi nefsinden yapma

AHÎLİĞİN GÖRGÜ KURALLARI

Ahîlik kurumundaki e
ğitiminin asıl amaçlarından biri "ferdi sosyalleştirerek şahsiyet haline getirmek ve üstün insan kılmak"tır. Bireyin sosyalleşmesi için gerekli kabul edilen ve "görgü kuralları" olarak ifade edilen bütün kuralların Ahî zaviyelerinde, Ahî örgütü üyelerine kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu kuralların bireye benimsetilmesi için cumartesi akşamları zaviyelerde dersler verilmiş ve uygulanması mümkün olanlar uygulanmıştır. Fütüvvetin ancak bu kurallarla tamam olabileceği beyan edilmiş ve "nefs terbiyesi ders terbiyesinden hayırlıdır" hadisi esas alınarak kurallar benimsetilmeye çalışılır(2). Ferdin tavır ve davranışları haline getirilmek istenen görgü kuralları şu şekilde sıralanabilir:

1. Yemekte edepler 12 tanedir:

- yemekten önce ve sonra ellerin y
ıkanması,
- Sa
ğ dizin yukarıya dikilmesi,
- Sol aya
ğın aşağıda durması,
- Lokman
ın çiğnenmesi,
- Lokman
ın küçük olması,
- Yeme
ği dökmemesi,
- A
ğzında lokma varken konuşmaması,
- Ba
şkasının lokmasını gözetmeme,
- Ekme
ği ısırıp bırakmama,
- Ekme
ği yemeğin suyuna batırmamak,
- Sümkürmemek,
- A
ğzını şapırdatmamak,
- Yemekten sonra ellerini y
ıkamak ve silmek.

2. Su içmekle ilgili edepler 3 tanedir:

- tas
ı iki eli ile tutmak,
- Dinlene dinlene (üç yudumda) içmek ve bitirmek,
- Dökmemek.

3. Söz söylemekteki edepler 4 tanedir:

- Sert konuşmamak (ağızdan bir şey sıçramaması için)
- Konu
şurken sağa sola bakmamak,
- Sen, ben de
ğil de siz, biz olarak hitap etmek,
- El kol hareketleri ile bir
şeyi ifade etmemek.

4. Elbise giymekte dört edep vardır:

- Sağdan başlamak,
- Sar
ığı
oturarak sarmak,
- Yürüyerek bir
şey giymemek, dururken giymek.

5. Evden çıkmaktaki edepler:

- Ç
ıkarken sol ayakla çıkmak,
- Ne
şeli çıkmak,
- Endi
şeli çıkmamak,
- Ç
ıkarken yukarıya bakmamak.

6. Yürümekteki edepler:

- Sert yürümemek,
- Çukurlara basmamak,
- Yanlara bakarak yürümeme,önüne bakarak yürüme
- Ta
ştan taşa seğirtme,
- Yol ortas
ında yürümemek,
- Kimsenin ard
ınca bakmamak,
- Büyü
ğünün önünde yürümemek,
- Birisiyle giderken bir i
şle meşgul olup, onu bekletmemek.

7. Mahallede:

-
İşi olmadıkça mahallede gezmemek,
- Kar
şıdan gelene yakın olma,
- Aç
ık kapı ve pencerelerden bakmamak,
- Çocuklara uymamak,

8. Pazarda:

- Omuzunu kimseye vurmamak,
- Uzaktakileri çağırmamak,
- Kahkaha ile gülmemek,
- Tükürmemek,
- Sümkürmemek,
- Bir
şey yememek ve içmemek.

9. Alış-verişte:

- Yumuşak söylemek,
- Az almak,
- Ald
ığı şeyi geri vermemek.

10. Eve bir şey getirmede:

- Elbisesini ta
şıma vasıtası yapmama,
- Aç
ıktan getirmeme,
- Eve var
ır varmaz yememe.

11. Eve girerken:

- Haber verme,
- Sa
ğ ayakla girmek,
- Selam vermek,
- Çevreye bakmamak,
- Besmele ile eve girmek.

12. Oturmaktaki edepler:

- Sa
ğ dizi dikmek ve sol ayağın yerde olması,
- Kendi yerini bilmek,
- Aya
ğı örtmek,
- Ev sahibi konu
şmadan konuşmamak.

13. Misafirlikte:

- Ça
ğırmaya gelenin önünde yürümemek,
- Yiyecek ne var diye sormamak,
- Yemekten sonra çok oturmamak.

14. Hasta Ziyareti:

-
İkindiden sonra gitmek,
- Güler yüzlü olmak,
- Hastan
ın sağ yanına oturmak,
- Çok oturmamak,
- Fatiha okumak.

Aslında görgü kuralları 700'den fazla olarak tek tek sayılmış ve ahîye öğretilmeğe çalışılmıştır. Ahîlik eğitimi, ferdin bütün gün (24 saat) yapacağı işleri ve yerine getirmesi gereken davranışları kapsamayı hedeflemiştir. Böylece birey, düzenli bir eğitimle, yaratılış amacına uygun uygun şekilde hareket eden olgun bir kişiliğe kavuşturulmuş olacaktır

 

 

KAYNAKÇA:

Gölpınarlı, A., "İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı", İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt 11, İstanbul, 1950

İbn Batuta, "İbn Batuta Seyahatnâmesinden Seçmeler" M.E.B. yay., İstanbul, 1971

Alî İmrân Suresi, Ayet: 103.

Köprülü, F., "Türk Edebiyatı'nda İlk Mutasavvıflar", Ankara, 1976

Barkan, Ö.L., "İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler", Vakıflar Dergisi, Cilt: II, Ankara, 1942

Kara, M., "Din, Hayat, Sanat Açısından Tekke ve Zaviyeler", İstanbul, 1977,

Uzunçarşılı, İ.H., "Osmanlı Tarihi", Cilt 1, Ankara, 1972,

www.ahilik.gen.tr

Bayram, Mikail;Anadolu Bacıları,Tercüman Kadın Ansiklopedisi, cll, İSTANBUL 1984.

Çağatay, Neşet; Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahilik Nedir? TESK Yayını NO 40, Ankara Tarihsiz.

Erken,Veysi; Bir Sivil Örgütlenme Modeli Ahilik, Seba Yay., Ankara 1998.

Develioğlu, F., "Osmanlıca-Türkçe Lûgat", Ankara, 1970

Huccurat Suresi, Ayet: 10

http://www.ahilik.net/

Taeschner, F., "İslâm Ortaçağında Futuvva", İ.Ü.İ.F.M. Cilt. 15, İstanbul, 1954

Burgazî, "Fütüvetnâme", (Çev. Gölpınarlı, A.), İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt XV, Sayı 1-4, İstanbul, 1954

Pakalın, M.Z., "Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü", Cilt 2, İstanbul, 1983, s. 369

Claude Farrere, Türklerin Mânevî Gücü, (Çev: Orhan Bahaddin), Tercüman 10001 Temel Eser Serisi, İstanbul, tarihsiz

Çalışkan, Y., İkiz, M.L., Kültür, Sanat ve Medeniyetimizde Ahilik, Ankara 1993,

Mahmut Özdevecioğlu ”Ahilikten Günümüze İş Ahlakı Anlayışı”, Çerçeve, Yıl 3, Sayı: 11, Eylül-Ekim 1994

Abdülbaki GÖLPINARLI, Burgazi ve Füvvetnamesi, İÜİFM. C.15

ÇAĞATAY,Neşet, Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahîlik Nedir? TESK Yayını, Tarihsiz

Demir, Galip, Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Ahilik, Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı, İstanbul, 2000

Yorumlar (1)add comment

Süleyman said:

0
Emeğine sağlık
Hocam Allah razı olsun.çok harika bir araştırma, günümzdeki çıraklık ve kalfalık sistemine bakınca yozlaşmanın sebebini daha iyi anlıyor insan. bunları bir uygulayabilsek bir çok şeyi hallederiz.emeğine sağlık.
 
Ocak 12, 2009
Oy sayısı: +2

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Cumartesi, 27 Aralık 2008 21:34 tarihinde güncellendi
 
casus telefon

bottom

Web Tasarım:SÜLEYMAN DOĞAN XHTML and CSS.