04.09.2008 ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ RAMAZANLAR
Her Ramazan-ı Şerif gelişinde aklıma çocukluğumuzun ramazanları gelir. Eski ramazanlar canlanır gözümde: Çocukluğumuzda annelerimiz sahura kaldırırdı. Gözlerimizden uyku akarken atıştırırdık sofradan birkaç lokma ve hemen yatağın yolunu tutardık, gündüz oruç tutmak niyetiyle. Sabah kalkarken sahurda yediklerimizin etkisiyle acaip bir susuzluk sarardı. Ama çocukluğumuzun ilk orucu olacaktı, kararlıydık ve kendi kendimize sözümüz vardı, tutacaktık hayatımızın ilk orucunu. Vakit öğleye doğru yaklaşınca içimizde tutmaya çalıştığımız orucun verdiği hazla açlığa direnirdik. Öğleden sonra olupta susuzluk çekilmez bir hal alınca çocukça bir hisle “bes bööl su içsek oruç bozulmaz herhalde” diye içimizden geçirirdik. Büyüklerden birine sorsak, onlar “su içme bozulur” derler korkusuyla sormaz ve kimsenin görmez yanından –bööölcük- kana kana içi verirdik gaşşık cinsi tastan, yada çaydaki pınardan. Kendimizce bozulmamıştı canım! Ufak bir molaydı bu.( e bu kadarcık mola da çok değildi herhalde 8-9 yaşlarındaki bir çocuğa). Vakit akşama doğru yaklaşınca içimizi bir heyecan kaplardı. Çünkü birazdan akşam ezeni okunacaktı, yemekler yenecekti. Bizim heyecanımızın nedeni yemek değildi aslında. Heyecanın asıl nedeni, tereviden evel sela okumak için mikrofon kapma mücadelesiydi. Yemekten birkaç lokma atıştırır,”Yallah” der kalkardık sofradan hızla ve heyecanla. Anam fıkara “olum aşama gatlı oruç duttun, yemeğini eyi yesene” der,(tabi öğlen oruca mola verdiğimizi nerden bilsin) bizde “yedim ana yedim” diyerek ayakkabımızı alel acele yolda giderken giyer fırlardık, hücuma kalkmış bir takımın futbolcusu misali. Acelemiz vardı, çünkü köyden başka bir arkadaş yetişmeden, Mahammet hocanın evine ulaşıp mikrofonlu odanın kilidini gapmalıydın, gaptıysan işin iş. Her sela ve ilahi okuyandan sona, alır sündüre sündüre bir selada sen patlatırsın “Essaleeee tüessaleeee mualeeeeyk!…….” diye. Ses ve makam önemli değil, makam ister nihavend olsun, isterse kürdil hicazkar, önemli olan kilidi ilk alan senin olmandır. Yanındaki arkadaşına mikrofonu vermeyince “olum yarinede ben almammı anakdarı, ben de sana bes bir dafe okutacam, görün” diye sitem eder, bizde yarine fırsat onun eline geçerde okutmaz diye “al olum al!!” derdik. Tabi bu arada mikrofon açık ve tüm köy dinliyor bu mikrofon mücadelesini. Az sonra Mahammet hocam gelip “hadi bakim ezeni okun” deyince o gün anagdarı kim almışsa hemen mikrofonun başına geçer ve başlar ezeni okumaya. Mübarek sanki Kabe-i Muazzamanın müezzini gibi. Ezan bitince büyük bir hazla kapı kilitlenir ve anagdar teslim edilirdi, bir büyük edasıyla Mahammet hocaya. Tabi i şin birde teravih cephesi var. Namazda yanında geveze bir arkadaşın varsa ve namazda yanıldığı zaman “kık!” diye bir kere güldüyse, gülüp eşlik etmemen eldemi. Sende kıkırdarsın ve ipin ucu kaçar tabi. Yakınlarında büyüklerden birisi enseye silleyi yerleştirdimi soluğu evde alırsın. Ve böylece bir gün böyle geçer gider……. İşte her Ramazan-ı Şerif geldiğinde çocukluğumuzdaki tatlı anılar böyle canlanır gözümüzde. İnsan şimdiki çocuklara bakınca o günleri hatırlıyor. Sevgi ve hürmetlerimle…….
Yazarın diğer yazıları |