| 28.10.2008
HAZANDA, HÜZÜNLÜ MEMLEKET ÖZLEMİ Bir sonbahar gecesiydi, sıcak havaların alışkanlığının yerine serin havaların alışkanlığına bıraktığı. Daha doğrusu alışılamayan ve de alışılamayacak olan soğuk havalara alıştırma günleriydi. Sanki birer ok gibi yüreğimin içlerine kadar işleyen soğuk yağmur damlaları, göğün en yükseklerinden, benim memleketime kavuşma isteğim kadar hırslı bir şekilde, toprağa kavuşmak için birer makineli tüfek mermisi gibi düşerlerken, bende başladı yine hüzün.
Bu hüzün ki, içtiğim çay içimi ısıtmaya çalışırken, yağan yağmurun soğuttuğu hava dışardan beni üşütmeye uğraşırken, İçerden sıcak, dışardan soğuk etkiler vücudumda değişik etkileşimler yaptığı halde, beynim bunlara öyle bir vurdumduymazlık yapıyor ki, ancak şu, ne soğuk ne de sıcak olan hüzünle kaplanmış olan kalbimin duygularına gem vurmaya çalışıyor. Belki de kalbim kasıtlı olarak böyle hüzün gibi duygulara yoğunlaşıyor ki, beynim bunun gibi duygularla uğraşırken, soğuğun üşütmesini bir nebze olsun örtbas edecek. Memleket sevdası, memleket özlemi, memleket hasreti ve bu tür duygular hazanla beraber daha da artar. Hazan belki de güzel havaların son demleri olduğu içindir ki, insanda olumsuz duygusallığı arttırıyor. İlkbaharda olumlu duygusal yoğunlaşmalar yaşayan doğadaki tüm canlılar, hazanla beraber tersi duygular yaşamaktadır.
İlkbahar bir diriliştir, canlanıştır. Neşedir, sevinçtir.
Hazan ise toprağa düşüştür. Buruk bir hüzündür.
Bundan dolayıdır ki hazan mevsiminin yüzü solgundur, soğuktur, insanın içini üşütür. Özetle söylemek gerekirse,
Bu gurbet elde güzün, çekilmiyor hüzün. Selam ve sevgi ile. (Çerkezköy / Tekirdağ) Yazarın diğer yazıları |